İçindekilere Bir Bakın…
Özlem Yumrukuz

Özlem Yumrukuz

İçindekilere Bir Bakın…

Eskiden yediklerimizin bir gün topraktan değil de makinalarla üretildiğini hayal edebilir miydik? GDOlar, hibrit tohumlar, yüksek dozlarda tarım ilaçlarıyla yetiştirilen sebze ve meyveler yüzünden hepimiz bir gün birer Frankenstein’e dönüşebiliriz! Genetiğiyle oynanmış yiyeceklerle doğurduğumuz, beslediğimiz çocuklar yetişiyor. Frankenstein’ların yaratıcısı Monsanto, sözde hastalıklara son verebilmek ve sembolik anlamda insanlığın iyiliği için insanı yeniden yaratmayı, böylelikle de ölümsüzlüğe ulaşmayı istediğini söylüyor. 2050 yılına kadar dünya nüfusunun üçte bir oranında artacağının bilincinde olan bu gibi gıda firmaları küresel gıda ihtiyacının karşılanması için yeni teknolojilerin kullanılması gerektiğini meşrulaştırıyor. Bu gerekçe ile GDO’nun alerjiye neden olan besinlerdeki genlerin etkinliğinin azaltılabilmesi, belirli vitaminlerin eklenmesiyle bazı hastalıklara yakalanma riskinin azaltılması, meyve ve sebzelerin raf ömrünün uzatılması, herbisit ve pestisit gibi tarım ilaçların kullanımının azalması ile sağlık sorunlarının ve çevre kirlenmesinin önüne geçilebilmesi gibi potansiyel yararları olduğuna dair mitleri yayıyor.

Ancak, bu zararların telafi edilebilmesi için yeterli değil. Çünkü hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda yabancı DNA’nın bağırsaklarda sindirilmeyerek hücrelere taşındığı ve hücrenin yapısını bozduğu ortaya çıkmıştır. Amerika’da yasal zorunluluk gereği eğer ürün GDO’lu ise bunun paketinde belirtilmesi gerekiyor. Böylelikle bebek mamalarında bile açıkça ‘genetiği değiştirilmiştir’ yazısı görmek mümkün. Türkiye’de ise henüz GDO’lu üretim yasal olmasa da yasağa rağmen GDO’lu olup olmadığı meçhul olan bir çok gıda, katkı maddesi içeren ürünler ve konvansiyonel tarımla yetiştirilen hormonlu gıdalar tüketiliyor. Elime aldığım her paketli ürünün içindekileri okuma hastalığı ve her sebze meyveye karşı acaba bu gerçek çilek mi, domates mi diye sorma hastalığı oluştu bu yüzden. 

GDO’lu olmasa bile paketlenmiş ürünlerin içinde bulunan suni katkılar da bir o kadar insan sağlığına zarar verecekmiş gibi geliyor uzun vadede. Sodyum Benzoate; küflenmeyi önlemek için kullanılıyor, Parkinson hastalığı, nörolojiik bozukluklar, erken yaşlanma gibi bir çok sağlık sorununa yol açtığı belirtiliyor. Aspartam; başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti ve hafıza kaybına yol açabiliyor. Mısır şurubu; vücutta leptin hormonunun tutulumunu azalttığı için açlık duygusunu tetiklemektedir ve obeziteye neden olmaktadır. Potasyum Bromat; ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Potasyum bromatın DNA’nın yapısını bozduğu ve kansere yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca, gıda içeriğinde “hidrojenize yağ” varsa bunun anlamı trans yağ içerdiği anlamına geliyor. Trans yağ yoktur yazsa bile aslında pek çok hazır ürün trans yağ içermektedir. Yüksek fruktozlu mısır şurubunda ise (HFCS-High fructose corn syrup) üretilirken ortaya çıkan cıva kalıntıları sağlık için oldukça zararlı ve ayrıca diyabete, kalp hastalıklarına, felce ve kilo almaya neden oluyor.

“Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” anlamına gelmiyor. Genetiği değiştirilmiş gıdaların yanında hazır paketli ürünlerde bulunan renklendiriciler, koruyucular, antioksidanlar, asitler, mineral tuzlar, kıvam arttırıcılar, stabilizatörler, homojenleşiriciler, incelticiler, aromalar, tat vericiler ve parlatıcılarla büyüyen nesiller yetişiyor. Yediklerimizin organik olması da yetmiyor. Zira bunlar için de organik ilaçlar kullanılıyor. Dahası bu organik olan meyve sebzelerin tohumları kısır tohum olabiliyor ki tohum piyasası dönsün. Yapılan araştırmalar bu katkı maddelerinde eşik değer belirlemişler ve bu değerin atında katkı maddesi koymak kanunen sabit çünkü bu eşiğin vücuda zararının bulunmadığı bilimsel olarak kanıtlanmış. Ancak, sürekli bu yiyecekler tüketildiğinde eşik değer de aşılmış oluyor ve asıl tehlike de burda başlıyor. Hem GDO’lu hem paketlenmiş gıdalar tüketiliyor çünkü çeşitli hastalıklara yakalanmanın sanki yediklerimizden içtiklerimizden değil de, hep kendiliğinden olduğuna dair bir sezi, kabullenmişlik ve bir şeyleri değiştirmeye olan ilgisizlik var. 

Tohum firmalarının sahip olduğu bilimsel kibrin ve sınırsız mutlak gücün vereceği zararların sonuçlarını yaşaması ve bunun bedelini ödemesi için yerli tohumlara sahip çıkmamız, kendi tohum depolarımızı oluşturmamız ve paketli gıdalardan uzak durmamız gerek. 

Yararlanılan Kaynaklar:

http://drhyman.com/blog/2011/05/13/5-reasons-high-fructose-corn-syrup-will-kill-you/
http://www.naturalnews.com/033726_sodium_benzoate_cancer.html
https://pdfs.semanticscholar.org/047c/d381019b01a81011e529765baf27c0e90c7b.pdf
http://www.ewg.org/research/potassium-bromate?inlist=Y&utm_source=201510PoBroRelease&utm_medium=email&utm_campaign=201510PoBroRelease

Bu yazı 1890 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar